24 Aralık 2011 Cumartesi

BİR BİLİM OLARAK SOSYOLOJİNİN KURULMASINDA AUGUSTE COMTE’UN DÜŞÜNCESİ VE YÖNTEMİNİN ETKİSİ


Giriş

Endüstri Devrimi ve Fransız Devrimi ile toplumsal yapıda büyük değişiklere sahne olan Batı’da, toplumun incelenecek bir obje olarak tanımlanması ile birlikte sosyal bilimler inşa edilmiştir. Sosyal bilimlerin kuruluşu ve kurumsallaşması, dönemin doğa bilimlerinin yöntemlerinden esinlenilerek gerçekleşmiştir. Bu nedenle, sosyal bilimler 19. yüzyılda doğa bilimleri gibi pozitivist bilim görüşü ile şekillendirilmiştir. Tarihi ve coğrafi kavrayıştan uzak olan pozitivist bilim paradigması, matematiği merkeze koymuş, evrenselci, objektivist, determinist temeller üzerine inşa edilmiştir. Olayların(durum veya olgu da diyebiliriz ) kökenine inmeyen her şeyden kuşku duyan bakış açısının getirdiği somut, ampirik, doğrulanabilir olana duyulan merak  bilimsel ve pozitivist bir yaklaşıma kapı açmıştır.Tarihsel bağlamda romantikliğe, soyut formüllere ve metafiziğe düşmanca bir eğilim görülmektedir..Pozitivist duruş, gerçekliğin parçalara bölünerek anlaşılabilirlikten uzaklaştırılması ve parçalı gerçekliğin bilgisinin mümkün olduğunca nicelleştirilerek sistematize edilişini temsil etmektedir.

 Bu çalışmada da bir bilim olarak sosyolojinin kurulmasında Auguste Comte’un düşüncesi ve yönteminin etkisi, sosyal teori çerçevesinde  incelenecektir.

Kısaca Aydınlanma Dönemi ve Pozitivizme Geçiş

Aydınlanma dönemindeki bazı düşünürlerin çalışmalarından başlayarak pozitivizmin kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. “Ancak kısaca değinecek olursak “Aydınlanma” modernliğe doğru tarihin hızlanması olarak adlandırılabilecek Avrupa toplumlarını geçmişlerinden hızla koparan ilerici bir harekete katılma duygusu ile başlar. Tam olarak tanımlayacak olursak “Aydınlanma” modernliğe doğru böylesi kökten bir kopuş yaşandığını ifade edip bunu(çoğunlukla büyük kuşkularla) savunan, daha çok Fransız ve İskoçyalı 18. yy. Entelektüellerinden oluşan bir gruba verilen addır.”[1] Aydınlanma felsefenin akla, özgürlüğe ve bireyciliğe yaptığı vurgunun yanı sıra, nesnel, kolektif güçler olarak toplum ve toplumsal gelişme kavramlarının vurgulanmasını da kapsıyordu. Bu çerçevede Alan Swingewood’ a göre; “ on dokuzuncu yüzyıl ile yirminci yy. başındaki sosyolojiye katkıda bulunan üç genel düşünce akımı saptanabilir:

1.      Yaratıcı ve aktif insan özneyi vurgulayan ve doğa bilimi yöntemlerinin kültürel analizde basit biçimde uygulanmasını reddeden , Vico’nun hümanist tarihsiciliği
2.      Nesnel olgular ve onun yanında doğa biliminin toplum incelemeleriyle ilintisi üzerinde duran Montesquieu , Millar ve daha az ölçüde Ferguson’un mekanik toplum teorisi,
3.      Eleştirel rasyonalizmleriyle (bireyi batıl inançlardan ve entelektüel yanlışlara düşmekten kurtaracak olan bi rasyonalizmdir bu) toplumsal dünyanın bilimsel açıdan kavranmasını hedefleyen filozoflar , Voltaire, Diderot ve Rousseau.[2]Modern bilimin ilkeleri , metafiziğin reddedilmesi, olguların değerlerden ayrılması ve nesnellik olasılığına duyulan inanç üzerine kurulmuştu. Dolayısıyla 19. yy. pozitivizminin kökenleri Montesquieu ile Ferguson’un çalışmalarına dayandırılabilir.”[3]

Eleştirel pozitivizmin 19. yy. sosyolojik pozitivizmine dönüşmesi devrim sonrası Fransa’sında gerçekleşmiştir. Montesquieu ve Ferguson dışında 18. yy aydınlanma felsefesi bir toplum kuramı geliştirememiştir. Toplumu bir bütün olarak gören teori bağımsız amprik bir bilimin çıkışı açısından önem arz etmektedir. Parça- bütün ilişkisi , din ve aile gibi kurumların toplumsal rolü ve işlevine yönelik metodolojik aksiyomun oluşmasında da toplumun bilimin objesi olarak ele alınabilmesi düşüncesi başlangıç teşkil etmektedir. “Toplumu bir bütün olarak gören bir yaklaşımdan yoksun olan rasyonalist düşünce, dinsel fikirleri, toplumun idamesinde hiçbir kayda değer ve pozitif rol oynamayan , çemberin dışında ve geçmişin kalıntısı öğeler olarak tanımlamıştı.”[4] Bu durum da bahsedilen kurumların toplumla ilişkisini değerlendirme fikrinin önünün kapanmasına sebep oluyordu. “Toplum irrasyonel ve geleneksel öğelerin aktif , kurucu bir rol oynadığı organik bir bütün olarak tanımlanıyordu.” [5]Sosyolojik pozitivizmin gelişme sürecinde devrimden sonraki çağda var olduğu düşünülen ahlak krizi yalnızca bilimin pozitif yönteminin  uygulanmasıyla ve ampirik yoldan  türetilen toplumsal gelişme çalışmaları sonucu ortaya çıkan sanayi örgütlenmesi olgusundan türetilebilirdi.


Sanayi toplumu Kavramı: Saint Simon

“Avrupa toplum teorisine sanayi toplumu terimini sokan kişi Saint Simon’du (1760-1875). Saint Simon’un sanayi toplumu kavramı esasında barışçıl bir temel üzerine inşa edilmişti.”[6] Sanayi toplumunu işbirliği ve konsensus zemini üzerine inşa edilmişti. Eski sistemde güç , toplumsal birliği sağlayan araç iken; sanayi toplumu , partnerler ve emekçilerin işbirliği ile en varlıklı mülk sahiplerini kapsayan ortaklaşa işbirliği biçimlerini yaratacaktı. “Toplum , malların üretimi etrafında örgütlenmiş, muazzam bir atölye haline gelirken; otorite, bireyler üzerinde değil şeyler üzerinde kurulacaktı.”[7]Saint-Simon, sınıf mücadelesini vurgularken devlet yönetiminin toplumsal sınıflarla zıtlaşan bir yapıya sahip olduğu kanısındaydı. Bu sebeple idari kurumların artık sivil toplum kurumlarında toplanması gerektiğini öne sürmüştü. Dolayısıyla çalışmalarında devlet/sivil toplum ayrılığının ve kamusal alanın gelişmesinin teorileştirmesini temsil etmiştir. Saint Simon daha çok üretenler ve tüketenler olarak ayırdığı kavramsallaştırma ile sosyolojik bir sınıf teorisi geliştirememişti ancak; onun sekreterliğini yapmış olan August Comte ilk kapsamlı sosyoloji sistemini kurmuştur.

Auguste Comte

Tarihsel bağlamda , eski  gelenek ve değerler artık insanları etkilemez olmuştur, toplum savaş ve anarşi durumundadır. 18. yy. Aydınlanması bu çöküşten kaynaklanmış değil fakat bu çöküşe katkıda bulunmuştur. Entelektüel, ahlaki ve sosyal yaşama yeni bir temel aranmaktadır. “Bu, bilimin metotları, bulguları ve instrumental yararlılığı ile sağlanacaktır.: Sosyoloji bu yeni düzende taçlı zirve olacaktır. Oluşagelen sanayi toplumunun problemleri(rekabeti sosyal çatışma, özgür girişim fikirleri) bilimsel olarak hesaplanabilirmiş gibi görülmektedir.”[8]Yine de pozitivizmin ve amprizmin birbirinden ayrılması gerektiği düşüncesi hakimdir.

“Bilimsel pozitivizmin gelişmesi , doğrudan amprizmin gelişmesine bağlıdır. Gücünü dış dünyadaki olayların gözleminden alan tümevarım yönteminin doğa bilimlerine uygulanmasıyla ulaşılan göz alıcı başarılar , diğer bilim dallarında çalışanları da etkilemiş , gözlem ve deney ; bilimselliğin gerçek dayanağı sayılmaya başlanmıştır.”[9]

“Comte sanayi toplumunun kökeni ve gelişmesini açıklamaya yönelik çabaları ile işbölümünün , zenginliği ve bireyciliğin gelişmesini artıran toplumsal etkilerini analiz ve toplumsal olguların incelenmesinde pozitif amprik yöntemlerin lehine olarak metafiziği reddeder.” [10]Onun ilerleme teorisi toplumsal evrimin özel doğa yasalarının ilerlemesiyle mümkün olacağını kabul eder. Ona göre bilimler arasında matematiğin başta, sosyolojinin de sonda yer aldığı bir hiyerarşi vardır ve bunların her biri üç aşamadan sırayla geçer Üç hal yasasına göre insan düşüncesi birbirini izleyen üç evreden geçer. “Birincisinde , insan düşüncesi olguları , insanın kendisiyle kıyaslanabilecek varlık ya da güçlere mal ederek açıklar, ikincisinde, doğa gibi soyut nesnelere başvurur. Üçüncüsünde insan, olguları gözlemekle ve aralarında belirli bir anda ya da zaman içinde var olabilecek düzenli ilişkileri belirlemekle yetinir. Olguların nedenlerini keşfetmekten vazgeçer, onları yöneten yasaları bulmakla yetinir.”[11] Teolojik dönemde nedensellik kavramı yoktur. Doğa yasası ve norm birbiriyle bütünleşik haldedir. Metafizik dönemde artık olaylar nesnelerde bulunan gizil güçlerle anlaşılmaya çalışılmaktadır. Dinsel açıklamalar yıkılmış; ancak yerine bilimsel bir anlayış henüz gelmemiştir. Pozitif dönemde ise artık bilimsel anlayış gelişmiş olup bilimin yasaları ile düşünüş ve amprik uygulama gerçekleşmiştir ya da Aron’un deyişiyle; “Düşünce her şeyi ya onları canlı varsayarak açıklar ya da her türlü nedensel, teolojik ya da metafizik açıklamadan vazgeçerek yasalar koymakla yetinir.”[12]

Auguste Comte:“İnsan aklının gelişme aşamalarına koşut olarak sosyal ve siyasal kurumların da farklı biçimler aldıklarını öne sürmektedir”[13] Teolojik , metafizik ve pozitif isimli aşamalarla bilimlerin sınıflamasının bileşimindeki amaç, matematik astronomi, fizik, kimya ve biyolojide egemen olan düşünce biçiminin siyaset konusunda da zorunlu olmasıdır. Sonunda , toplumsal evrimin amacı, insan düşüncesini yöneldiği tutarlılığa götürmektir; bu da iki biçimde, ya kendiliğinden fetişizm ya da son pozitivizmle gerçekleşir. .

 Sosyoloji özellikle kendini önceleyen biyoloji ile bağdaştırılmıştır. Biyolojinin çalışma konusu da organik bütünlerden yola çıkar bir bütüncüllük üzerinde çalışır. Sosyoloji de toplumu bu bütüncüllük anlayışı içinde ele almayı amaçlar. “Statik  , parçalar ve bütün arasında denge kuran toplumsal sistemin farklı hareket ve reaksiyon yasalarını araştırır(…) Comte’un statik nosyonu işbölümü, aile, din ve yönetim gibi toplumsal kurumlar arası bağların netleştirilmesi ile ilgilenir. Dinamik ise farklı toplum tiplerinde değişen bu karşılıklı bağların amprik incelenmesinden oluşur ve Comte da sosyolojinin bu yönünü tarihsel yöntem olarak tarif eder.” [14] Tarihsel yöntem ile aslında tarih kronolojik bir sıralama olmanın ötesine geçiyor ve toplumsal olaylar bir yasa ile bağdaştırılıp bilimsel olarak incelenecek konuma yükseliyordu. Ancak bu durum toplumsal fenomenlerin değişmez yasalara tabi olduğu düşüncesine doğru yönelmiş ve bilim kisvesi altında toplumsal değişmeyi belki de kaderci bir bakışa yönlendirmiştir. Çünkü “Comte, “gerçek kurtuluş”u , bireyim doğa yasaları karşısında “rasyonel boyun eğişi” olarak tanımlıyordu.(…) bunun pratikteki anlamı yeni ortaya çıkmakta olan sanayi toplumu içindeki eşitsizliklere boyun eğiştir.”[15]Mutlaka pozitivist sosyoloji buna bir çözüm bulacaktı ancak söz konusu yasaların ve düzenin dışına çıkmadan, sınırları belirli biçimde bir çözüm önerisi getirecekti . Bu da “negatif haklar kavramının yerini pozitif ödevler kavramının aldığı organik toplumdu. (…) yönetim, yükümlülüklerini güç uygulayarak değil, ahlaki ve entelektüel önderlikle yerine getirir.”[16] Comte bu yönden politik ekonomistlerden tamamen ayrılıyor. O’na göre eşitsizlikler kabullenilmeli ve bilgece yönetim ile emir ve itaat kutsanarak , hiyerarşi sabit tutularak sistemin içinde çözüm üretilebilirdi. Kontrol, yönetim ve denetim, entelektüel olarak üstünlüğü kabul edilmiş azınlığa teslim edilebilir görülmektedir. Hatta bu hayatı kolaylaştırılan bir tutum olarak din aracılığı ile (itaat kavramı) desteklenerek tercih edilebilir görülmektedir. Pozitivist dönemin ulaşılacak son nokta olması ve bilimin kutsallaştırılmasının da bu bakış açısında önemi büyüktür. Sosyo- ekonomik dinamiklerin birbirine etkisini öngören düşünce sisteminin kendi içinde itaat sistemini ahlaki boyutla motive edilen bir işbölümü ile meşrulaştırılması ilginçtir. Comte her ne kadar parça bütün ilişkilerinin incelenebilirliğini teorize etmiş olsa da esasında bunların kendi aralarındaki zorunluluk ve ahengin keşfedilmesi ile sınırlı kalması sanayi toplumunu tarihin sonu olarak görmesinden de kaynaklanmaktadır. “Comte, toplumu organik çerçevede, insanın eyleminin etkinliğini azaltan dışsal doğal yasaların egemenliğindeki bir sistem olarak kavradığından, amprik ve tarihsel bir totallik olarak toplum nosyonu geliştirememişti.”[17]



KAYNAKÇA


1.Alex CALLINICOS                    Toplum kuramı,Tarihsel Bir Bakış(çev. Yasemin   Tezgiden) İstanbul,2011,5.  Baskı, İletişim Yay.

2.Alan  SWINGEWOOD                Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi (çev. Osman   Akınhay) Ankara, 1998, Bilim ve Sanat Yay.

3. Russel KEAT, John URRY         Bilim Olarak Sosyal Teori (çev. Nilgün Çelebi)Ankara,2001, İmge Kitabevi Yay.

4. Raymond ARON                         Sosyolojik Düşüncenin Evreleri(çev. Korkmaz Alemdar) İstanbul, 2010, Kırmızı Yay.

5. Hamide TOPÇUOĞLU                Hukuk Sosyololojisi Dersleri(Sosyoloji Açısından Hukuk) Ankara ,1963, C.I, AÜHF Yay

6. Cahit CAN                                    Hukuk Sosyolojisinin Antropojik Temelleri ve Genel Gelişim Çizgisi, Ankara, 2002, Seçkin Yay.

7. Henri BATIFFOL                        La philosophir du droit, P.U.F. Paris 1962(Aktarılmış Kaynak Olduğundan Yayınevi Belirsizdir)

8.Ayhan YALÇINKAYA                Mazerete Mahal Yok,Sosyal Bilimler Öğrencileri İçin Eğlenceli(k) Bir Ödev, Lisansüstü Öğretim ve Tez Kılavuzu, Ankara,2011, Siyasal Kitabevi



[1] CALLINICOS, Alex. Toplum kuramı,Tarihsel Bir Bakış, İstanbul, 2011 ,sf. 38.
[2] SWINGEWOOD, Alan, Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi , Ankara, 1998, sf. 48.
[3] A.g.e.
[4] A.g.e. sf. 52
[5] A.g.e. sf. 52
[6] A.g.e. sf. 56
[7] Ag.e. sf. 56
[8] KEAT Russell- URRY John ,Bilim olarak sosyal teori  sf . 118
[9] BATIFFOL,Henri, La philosophir du droit, P.U.F. Paris 1962. s. 8, Aktaran, CAN, Cahit, Hukuk Sosyolojisinin Antropojik Temelleri ve Genel Gelişim Çizgisi, Ankara 2002,sf. 164
[10] swingewoodA.g.e.sf. 60
[11] ARON,Raymond, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, İstanbul 2010, sf.62
[12] A.g.e. Sf. 75
[13] Topçuoğlu, Hamide , Hukuk Sosyololojisi Dersleri(Sosyoloji Açısından Hukuk) , C. I, AÜHF Y. Ankara 1963, aktaran, CAN, Cahit, Hukuk Sosyolojisinin Antropojik Temelleri ve Genel Gelişim Çizgisi, Ankara 2002,sf. 164
[14] Age sf 65
[15] A.g.e. sf. 67
[16] A.g.e. s. 69
[17] A.g.e. s. 71

Hiç yorum yok: